İçgörüler

Zaten Yalnız Değildik

Zaten Yalnız Değildik

İnsan hiçbir zaman yalnız karar vermek istememiş olabilir. Ama karar masamıza yeni bir zeka oturtacaksak, ondan ne istediğimizi ve neyi ona bırakmayacağımızı bilerek oturtmalıyız.

Bu yazıların arkasındaki hikaye: Hakkımızda

Geçenlerde eski reklamları incelerken bizim kuşağın Ayşe Teyze’si çıktı karşıma. Bir dönem pazarlamanın en büyük sorusu “Hedef kitlen kim?”di. O reklamı görünce aklıma başka bir soru geldi: Biz nasıl karar veriyorduk?

Bizim çocukluğumuzda Ayşe Teyze’nin fikri, bazen bazı uzmanlarınkinden daha kıymetli olabiliyordu. Hangi doktora gidilir, hangi arsa alınır, hangi ilaç iyi gelir, kim kiminle evlenir, nereden alışveriş yapılır… Kararlarımızın etrafında görünmez bir danışmanlar kurulu vardı. Biz buna “karar sistemi” demiyorduk; aile diyorduk, mahalle diyorduk, eş dost diyorduk.

Bu yazıya başlarken aklımdaki cümle “Artık karar verirken yalnız değiliz”di. Yazdıkça fark ettim ki başlangıç cümlem muhtemelen yanlıştı. İnsan hiçbir zaman yalnız karar vermek istememiş olabilir.

Bunun bir nedeni, kendi bakışımızın yetmeyeceğini sezmemiz olabilir. Başka biri bizim görmediğimiz bir şeyi görmüş, duymadığımız bir hikayeyi duymuş, bilmediğimiz bir ihtimali biliyor olabilir. Ama sanırım tek neden bu değil. Bazen birine danışmak daha iyi görmek içindir, bazen de kararın yükünü tek başına taşımamak ve sorumluluğu biraz dağıtmak için. “Ben de ona sormuştum”, “Doktor öyle dedi”, “Herkes o arsayı iyi diyordu” derken sadece bilgiye değil, kararın yükünü paylaşacak birilerine de ihtiyaç duyuyorduk.

Sanırım insanın karar tarihinde bu iki arzu hep yan yana yürüdü: Danışabilmek ve sorumluluğu dağıtmak.

Makineler ikinci arzumuzda bize uzun zamandır yardım ediyor. Termostat bunun güzel bir sembolü. Hedefi insan koyuyor: 22 derece. Sistem izliyor, karşılaştırıyor ve gerektiğinde harekete geçiyor; insan her dakika odayı kontrol etmek zorunda kalmıyor.

Matematikçi ve filozof Alfred North Whitehead, yüz yıldan uzun zaman önce uygarlığın, düşünmek zorunda kalmadan yapabildiğimiz önemli işlemlerin sayısını artırarak ilerlediğini söylüyordu. Gerçekten de düşünmek zorunda kaldığımız işleri zamanla azalttık. Peki düşünmeden yaptığımız işlemlerin değil de, düşünmeden verdiğimiz kararların sayısı artarsa ne olur?

Termostat bize ne istediğimizi sormadı. Algoritmalarla birlikte durum değişmeye başladı. Ne izleyeceğimizi, ne satın alacağımızı, hangi yoldan gideceğimizi, kiminle tanışabileceğimizi önermeye başladılar. Buradaki değişim küçük görünse de önemliydi; makine artık karardan sonra değil, kararın oluşmasından önce devreye giriyordu.

Ayşe Teyze’ye biz sorardık. Algoritmalar ise çoğu zaman sormamızı beklemeden göstermeye başladı. Ayşe Teyze’nin fikrinin Ayşe Teyze’ye ait olduğunu biliyorduk. Neyi sevdiğini, neye kızdığını, kiminle küs olduğunu, hangi hikayeyi neden anlattığını az çok biliyorduk ve söylediğini o bağlamın içinde tartabiliyorduk. Yeni yapay zeka sistemlerinde durum daha karmaşık. Bazı sistemlerde amaçları, kısıtları ve hesaplama biçimini açıkça görebiliyoruz. Dil modellerinde ise hangi bilgi örüntülerinin cevabı şekillendirdiğini ve bazı ihtimallerin neden öne çıktığını her zaman aynı açıklıkta göremiyoruz.

Üstelik Ayşe Teyze yalnızca fikir verirdi, termostat yalnızca verdiğimiz hedefi uygular. Yapay zeka ise ikisinin arasındaki sınırı bulanıklaştırıyor. İlk kez danıştığımız şey ile yetki verdiğimiz şey aynı sistemde buluşuyor olabilir ve bana göre buradaki değişim, yeni bir danışmanın ortaya çıkmasından çok daha büyük.

Arya üzerinde yıllardır çalışırken karşılaştığım problemler beni sık sık bu soruya götürüyor. Bir üretim planlama probleminde masada satış tahminleri, stoklar, kapasite kısıtları ve onlarca başka değişken olabiliyor. Çoğu zaman problem veri eksikliği değil; zaten masada gereğinden fazla veri var. Problem, bütün bu verilerin birlikte hangi yolları mümkün kıldığını tek başına kimsenin görememesi.

Bu kararı verirsek ne olur? Varsayımı değiştirirsek? Görmediğimiz başka bir yol var mı? Algoritmalarımız seçenekleri çoğaltabilir, sonuçları hesaplayabilir ve senaryoları simüle edebilir; ama hangi bedeli ödemeye razıyız, neyi önemsiyoruz, hangi riski kabul ediyoruz? Bunlar masadaki insanın soruları.

Zaten hiçbir zaman yalnız karar vermedik. Ama karar masamıza yeni bir zeka oturtacaksak, ondan ne istediğimizi ve neyi ona bırakmayacağımızı bilerek oturtmalıyız.

Bu deneme ilk olarak LinkedIn’de, “Birlikte Düşünmeye Başlarken” bülteninde yayımlandı. Özgün yazı

Karar zekasını iş başında görün

Arya AI’nin verinizi karara, kararı aksiyona nasıl dönüştürdüğünü keşfedin.

Platformu keşfedin